ORNIOX // AÇIK BETA

Beta boyunca neler değişiyor?

Tamamlanan sistemleri, üzerinde çalıştığımız özellikleri ve sıradaki işleri burada açıkça paylaşıyoruz.

Yol haritası

Her başlık güncel durumuna göre işaretlenir: oyuncuya açık, geliştiriliyor veya sırada.

  1. 01
    Oyuncuya açık

    Oyuna giriş

    Kayıt, giriş, üç şirketten birini seçme, gemi kontrolü ve tarayıcıdan oynama.

  2. 02
    Oyuncuya açık

    Temel oyun döngüsü

    Görevler, yaratıklarla savaş, ganimet, maden, kargo, market ve temel ilerleme.

  3. 03
    Test ediliyor

    Elemental lazerler

    Elemental lazerler hazır; şu anda hasar, cephane ve savaş içindeki davranışları test ediliyor.

  4. 04
    Geliştiriliyor

    Gemiler ve donanım

    Yeni gemiler oluşturuluyor; hangar, donanım ve gemi geliştirme akışı bu aşamada ilerliyor.

  5. 05
    Geliştiriliyor

    Harita zinciri

    Temel haritalar ve geçişler oynanabilir durumda; galaksinin bütün haritaları henüz eklenmedi.

  6. 06
    Sırada

    PvP ve sonraki sistemler

    PvP’nin sonraki kapsamı, gemi ve harita çalışmaları ilerledikçe netleşecek.

Şu an ne üzerinde çalışıyoruz?

  • Gemi kadrosu ve donanım seçenekleri geliştiriliyor.
  • Elemental lazerler test ediliyor; değerleri beta sürecinde değişebilir.
  • Harita zinciri henüz tamamlanmadı. Yeni haritalar eklendikçe bu kayıt güncellenecek.

ORNIOX // ARŞİV

Orniox’un hikâyesi

100%

İlk Kırılma

Orniox Galaksisi’ni değiştiren şey yeni bir yıldızın doğuşu ya da büyük bir savaş olmadı.

Her şey, yıldız sistemleri arasında ilerleyen görünmez enerji akımlarının keşfiyle başladı.

Bu akımlar rastgele hareket etmiyordu. Uzak sektörleri birbirine bağlayan yollar oluşturuyor, bazı noktalarda düğümlenerek olağanüstü miktarda enerji biriktiriyordu. İlk incelemelerde bunların yalnızca yıldız reaktörlerini besleyebilecek yoğun enerji damarları olduğu düşünüldü.

Solaris araştırmacıları çalışmalarını derinleştirdikçe akımların çok daha büyük bir yapının parçaları olduğunu fark etti. Galaksinin altında, hiçbir yıldız haritasında görünmeyen ikinci bir yol ağı bulunuyordu.

Bu enerji düğümleri kullanılarak geliştirilen ilk geçit çekirdeği, uzak sektörler arasındaki mesafeyi ortadan kaldırabilecek güce sahipti. Yıllar süren yolculukların birkaç saniyeye indirilebileceği anlaşıldığında keşif, Orniox’un geleceğini değiştirecek bir dönüm noktası olarak görüldü.

Solaris’in Yüce Konsülü Thaerion Aurel-Ka, yeni teknolojinin galaksiye büyük bir ilerleme çağı getireceğine inanıyordu. İlk büyük geçidin açılması için emir verdiğinde töreni yalnızca Solaris yetkilileri değil, Orniox’un üç büyük şirketinin temsilcileri de izliyordu.

Ancak geçit etkinleştirilmeden kısa süre önce Nexus’un yapay zekâ çekirdeği NOVA-IX, enerji akımları arasında zayıf ve düzenli bir sinyal tespit etti.

Sinyal bilinen hiçbir iletişim sistemine ait değildi.

Nexus Birinci Koordinatörü Seralyne Voss-Keir, kaynağı anlaşılana kadar geçit denemesinin ertelenmesini istedi. NOVA-IX’in hazırladığı ilk risk raporları, sinyalin geçit kararlılığını etkileyebileceğini gösteriyordu.

Aynı saatlerde Vieron Yaşam Naibi Elyndra Vaelith, geçit çevresinde bulunan canlı dokuların henüz açılmamış çekirdeğe tepki verdiğini bildirdi. Bitkisel örneklerde hücresel hareketlilik artmış, bazı mikroorganizmalar enerji düğümüne doğru yönelmeye başlamıştı.

Ortada kesin bir açıklama yoktu.

Thaerion geri adım atmadı. Orniox’un geleceğinin, kaynağı bilinmeyen bir sinyal yüzünden durdurulamayacağını söyledi.

Geçit açıldı.

İlk anlarda her şey planlandığı gibi ilerledi. Enerji halkası kararlı biçimde oluştu ve keşif filosu herhangi bir sistem kaybı yaşamadan geçidin diğer tarafına ulaştı.

Filodan temiz sinyaller alındı.

Ardından bağlantı kesildi.

Geçidin kapanmasından kısa süre önce gemilerden yalnızca biri geri döndü. Gövdesi sağlamdı. Motorları çalışıyor, yaşam destek sistemleri normal değerler gösteriyordu.

Fakat mürettebatından hiçbir iz yoktu.

Geminin iç yüzeylerinde metalin arasından büyüyen, bilinen hiçbir canlıya benzemeyen bir organik doku bulundu. Yapı geminin enerji hatlarına bağlanmış, bazı sistemlerin çevresinde sinir ağlarını andıran ince damarlar oluşturmuştu.

İnceleme ekipleri gemiye ulaştığında doku çoktan istasyonun havalandırma sistemine yayılmıştı.

Bu olay Orniox kayıtlarına daha sonra İlk Kırılma olarak geçti.

Ancak felaket o gemiyle sınırlı kalmadı.

Takip eden aylarda geçit çevresindeki canlılar değişmeye başladı. Terk edilmiş istasyonlar organik oluşumlarla kaplandı. Kayıp gemiler bilinmeyen sektörlerden boş hâlde döndü. Enerji düğümlerinin yakınında daha önce görülmemiş yaratıklar ortaya çıktı.

Bazı dokular geçit enerjisiyle temas ettiğinde parçalanmak yerine güçleniyordu. Bazıları metal yüzeylerle birleşiyor, bazıları ise enerji akımlarına tepki vererek yeni biçimler kazanıyordu.

İlk Kırılma ile başlayan ve Orniox’un canlı yapısını giderek dönüştüren bu yayılma sürecine Biyo-Kırılma adı verildi.

Elyndra, etkilenen geçitlerin kapatılmasını ve çevredeki bütün bölgelerin karantinaya alınmasını istedi. Ona göre yaşananlar sıradan bir salgın ya da kontrolsüz mutasyon değildi. Geçit enerjisi, yaşamın temel yapısında daha önce görülmemiş bir değişime neden oluyordu.

Thaerion ise geçitlerin kapatılması hâlinde sınır kolonilerinin enerji ve kaynak bağlantılarını kaybedeceğini savundu. Orniox’un yeni ulaşım ağına bağımlı hâle gelen milyonlarca koloni sakini, birkaç gün içinde savunmasız ve kaynaksız kalabilirdi.

Bu sırada NOVA-IX, ilk geçit açılmadan önce tespit ettiği sinyal hakkındaki bütün verileri Nexus yönetimine raporlamıştı. Yapay zekâ çekirdeğinin risk değerlendirmesi, sinyal ile geçit kararsızlıkları arasında olası bir bağlantı bulunduğunu açıkça belirtiyordu.

Ancak Seralyne Voss-Keir ve Nexus’un üst koordinasyon kurulu, kesin kanıt olmadan bu bilginin açıklanmasının galaksi çapında paniğe yol açacağına karar verdi. Geçitlerin kontrolsüz biçimde kapatılması, bütün ulaşım ağının çökmesine neden olabilirdi.

Kayıtlar Nexus yönetiminin emriyle gizlendi.

NOVA-IX’in uyarıları kamuoyundan saklanırken Nexus mühendisleri geçitleri tek tek makineler olarak değil, birbirine bağlı büyük bir ağ olarak incelemeye başladı. Milyonlarca geçiş kaydı karşılaştırıldı; enerji taşmaları, rota sapmaları ve başarısız sıçramalar aynı sistem içerisinde analiz edildi.

Nexus’un geliştirdiği stabilizasyon sistemleri sayesinde açık geçitlerin büyük bölümü yeniden kullanılabilir hâle geldi.

Fakat gizlenen kayıtlar sonunda ortaya çıktı.

Solaris, Nexus’u faciaya yol açabilecek bir bilgiyi saklamakla suçladı. Vieron ise geçitlerin canlı sistemler üzerindeki etkileri anlaşılmadan kullanılmaya devam edilmesini kabul edilemez buldu.

Nexus yönetimi, merkezi denetim olmadan bütün geçit ağının çökeceğini ve Biyo-Kırılma’nın çok daha hızlı yayılacağını savundu.

Şirketler arasındaki güven tamamen yıkıldı.

Kaynak düğümleri, karantina bölgeleri ve geçiş rotaları üzerindeki anlaşmazlıklar kısa sürede silahlı çatışmalara dönüştü. Geçitler artık yalnızca bir ulaşım aracı değildi.

Bir geçidi kontrol eden şirket, çevredeki kolonilere ulaşan kaynakları kontrol ediyordu.

Enerjiyi kontrol ediyordu.

Ticareti kontrol ediyordu.

Ve savaşın hangi sektöre taşınacağını belirliyordu.

Orniox’un yeni savaş çağı böyle başladı.

Fakat şirketler birbirleriyle savaşırken Biyo-Kırılma yayılmaya devam etti.

NOVA-IX, birbirinden uzak bölgelerde ortaya çıkan organik anomalilerin aynı zayıf sinyalin ardından oluştuğunu hesapladı. Sinyal Orniox’taki hiçbir bilinen kaynağa ait değildi.

Daha da önemlisi, her yeni geçit açılışında biraz daha güçleniyordu.

Şirketlerin hiçbiri gerçeğin tamamını bilmiyordu.

Geçitlerin ardında ne bulunduğu, sinyalin neden canlı sistemleri etkilediği ve İlk Kırılma sırasında kaybolan insanların başına ne geldiği hâlâ bilinmiyordu.

Bilinen tek şey, Orniox’un derinliklerinde akan enerjinin yalnızca kullanılmayı bekleyen bir güç olmadığıydı.

Geçit ağı, galaksinin çok ötesinde bulunan bilinmeyen bir yapıyla temas hâlindeydi.

Titan Efsanesi

Biyo-Kırılma’dan sonra Orniox Galaksisi’nde yeni bir yarış başladı. Her şirket, değişen savaş alanına hükmedebilecek daha güçlü gemiler üretmeye çalışıyordu.

Ancak savaş alanı artık eski kurallarla işlemiyordu.

Daha büyük gövdeler organik anomalilerin etkisiyle parçalanıyor, daha güçlü silahlar enerji bozulmaları yüzünden hedeflerine ulaşamadan susturuluyordu. Kalın zırhlar gemileri korumaya yetmiyor, hızlı filolar kararsız geçit rotalarında kayboluyordu.

Şirketlerin art arda ürettiği savaş gemileri Biyo-Kırılma bölgelerinde birkaç görevden fazla dayanamadı. Bazı filolar geçitlerin ötesinde tamamen kayboldu. Bazı kolonilerden haftalar boyunca yardım sinyalleri geldi; sonra onlar da sustu.

Geri dönebilen pilotların sayısı azaldıkça hangarlar boşaldı, savunma hatları çöktü ve liderlerin halklarından sakladığı kayıp listeleri uzadı.

Bu gerçeği en net gören kişi Nexus kökenli baş sistem mimarı Dr. Kael Vorn oldu.

Vorn, ilk keşif filosunda ailesinden birini kaybetmişti. Yıllar boyunca geçit kazalarını, Biyo-Kırılma bölgelerini ve NOVA-IX’in tespit ettiği sinyalin hareketlerini inceledi.

Ona göre savaşın yeni gerçeği basitti:

Güç, yalnızca daha büyük bir silah değildi.

Ateş edebilen, düşünebilen, korunabilen ve değişen savaş alanına uyum sağlayabilen bir gövde olmadan hiçbir teknoloji tek başına yeterli değildi.

Bu düşünce, Titan projesinin temelini oluşturdu.

Kael Vorn üç liderin karşısına çıktığında onlardan barış istemedi. Şirketler arasındaki savaşın tek bir projeyle sona ermeyeceğini kendisi de biliyordu.

Onlardan yalnızca yaklaşan felaket karşısında bir kez birlikte çalışmalarını istedi.

Vorn’un sunduğu rapor, hiçbir şirketin tek başına çözüm üretemeyeceğini gösteriyordu. Geçitlere güç sağlayabilecek çekirdekler, ağı okuyabilecek hesaplama sistemleri ve Biyo-Kırılma’nın değişken yapısına karşı geliştirilen uyum protokolleri aynı platform içerisinde birleşmek zorundaydı.

Üç lider birbirlerine güvendikleri için değil, Vorn’un gösterdiği gelecekten kaçamayacaklarını bildikleri için projeyi kabul etti.

Titan yalnızca daha güçlü bir gemi olarak değil, Orniox’un yeni savaş düzenine cevap verebilecek ilk gerçek ağır savaş platformu olarak tasarlandı.

Geminin kalbinde yüksek yoğunluklu bir savaş çekirdeği bulunuyordu. Bu çekirdek, Titan’ın ağır lazer sistemlerini, plazma hatlarını, kalkanlarını ve uzun süreli savaş kapasitesini aynı anda besleyebilecek şekilde geliştirildi.

Gövdede görülen kırmızı enerji hatları, çekirdeğin ürettiği basıncın zırh boyunca taşınan izleriydi.

Ancak Titan’ı farklı yapan şey yalnızca taşıdığı enerji değildi.

Geminin savaş ağı, çevresindeki bütün hareketleri anlık olarak analiz ediyor; hedeflerin tehdit seviyelerini hesaplıyor ve savunma sistemlerini değişen koşullara göre yeniden düzenliyordu.

Titan’ın çevresinde hareket eden droidler basit yardımcı modüller değildi. Saldırı, savunma ve hedefleme ağının hareketli parçaları olarak geminin kararlarına göre konum değiştiriyorlardı.

Tehdit yaklaştığında kalkan hatlarını güçlendiriyor, saldırı sırasında silah sistemlerine bağlanıyor ve hasar gören bölgeleri korumak için gövde çevresinde yeniden düzenleniyorlardı.

Bununla birlikte Biyo-Kırılma bölgelerinde hayatta kalmak için zihin, kalkan ve ateş gücü de tek başına yeterli değildi.

Titan’ın sistemlerine canlı dokuların direnç, yenilenme ve değişen koşullara tepki verme biçimlerinden geliştirilen uyum protokolleri eklendi. Bu protokoller, geminin organik anomalilere, geçit enerjisindeki bilinmeyen değişimlere ve kararsız savaş ortamlarına daha hızlı cevap verebilmesini sağlıyordu.

Titan böylece yalnızca hasar veren ya da hasara dayanan bir gemi olmadı.

Savaş alanını okuyan, kendini koruyan ve karşılaştığı tehdide uyum sağlayabilen bir savaş platformuna dönüştü.

Titan’ın inşası ilerledikçe projeyi bir arada tutan zorunlu iş birliği yeniden kuşkuya dönüşmeye başladı.

Geminin iskeleti henüz tamamlanmadan hangar çevresindeki güvenlik önlemleri artırılmış, mühendislik kayıtlarına erişim sınırlandırılmıştı. Aynı koridorlarda çalışan ekipler birbirlerinden veri saklıyor, Titan’a eklenen her yeni sistem farklı bir denetimden geçiyordu.

Kimse geminin tamamlanmasını engellemek istemiyordu.

Fakat Titan’ın başka bir şirketin filosuna katılmasını da kabul etmiyordu.

Geminin komutasının kime verileceği, projenin geleceğini tehdit eden yeni bir anlaşmazlığa dönüştü.

Bir gece yapılan düşük güç denemesi sırasında Titan’ın komuta erişim protokollerinde izinsiz bir değişiklik tespit edildi. Müdahale zamanında durduruldu, ancak bundan sonra hiçbir ekip diğerlerinin gemi üzerindeki niyetlerine güvenmedi.

Kael Vorn, yıllardır üzerinde çalıştığı platformun daha ilk görevine çıkamadan şirketler arasında parçalanmak üzere olduğunu gördü.

Üç lideri yeniden aynı masaya çağırdığında önlerine yeni bir silah planı ya da teknik rapor koymadı.

Onlara yalnızca Titan’ın tamamlanmamış komuta anahtarını gösterdi.

Vorn, geminin hiçbir şirket tarafından tek başına kullanılamayacağını açıkladı. Titan’ın çekirdeği, savaş ağı ve uyum protokolleri birbirinden bağımsız çalışmayacaktı.

Gemi ancak bütün sistemler aynı komuta imzasını kabul ettiğinde tam kapasiteye ulaşabilecekti.

Bu karar liderlerin hiçbirini memnun etmedi.

Ancak Titan’ı kendi kontrollerine almak uğruna projeyi tamamen kaybetme ihtimali, itirazlarından daha ağır bastı.

Böylece Titan’ın denetimi için şirketlerden bağımsız bir yapı kuruldu:

Ortak Titan Komutası.

Projede görev alan uzmanlar çalışmalarını sürdürdü, ancak Titan’ın doğrudan komutası hiçbir lidere ya da filoya verilmedi. Geminin kontrolü siyasi bir atamayla belirlenmeyecek, Titan’ın birleşik sistemleri tarafından kabul edilen pilota emanet edilecekti.

Kâğıt üzerinde bu karar Titan’ı tarafsız hâle getiriyordu.

Gerçekteyse şirketler arasındaki anlaşmazlığı yalnızca erteliyordu.

Her lider Titan’ın kendi halkının bilgisi sayesinde ayakta durduğunu düşünüyor, her şirket gemi üzerinde diğerlerinden daha fazla hak sahibi olduğuna inanıyordu.

Kael Vorn içinse bu tartışmaların hiçbir önemi yoktu.

Titan bir şirketin zaferi olmak için yapılmamıştı.

Geçitlerin ötesine ulaşmak için yapılmıştı.

Titan’ın çekirdeği ilk kez tam kapasiteyle etkinleştirildiğinde bütün geçit ağı birkaç saniyeliğine sessizliğe gömüldü.

Enerji akımları durdu.

Rota verileri kayboldu.

Ardından NOVA-IX, yıllardır takip ettiği sinyali ilk kez bütün açıklığıyla yakaladı.

Kaynak, Orniox’un bilinen geçit ağının ötesindeydi.

İlk kez ona ulaşabilecek bir gemi vardı.

Titan’ın üretimi, Orniox Galaksisi’nde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüldü. Savaş artık yalnızca hız, ateş gücü ya da pilot yeteneğiyle kazanılmıyordu.

Hayatta kalmak için enerji, veri, kalkan ve uyum aynı gövdede birleşmek zorundaydı.

Titan bu birleşimin en güçlü simgesi hâline geldi.

Bir Titan savaş alanına girdiğinde, bu yalnızca yeni bir geminin gelişi anlamına gelmezdi.

Bu, savaşın yönünün değiştiği anlamına gelirdi.

İlk Pilot

Titan’ın tamamlanmasının ardından geminin komutasının hangi şirkete verileceği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Ortak Titan Komutası, hiçbir liderin ya da filonun Titan üzerinde tek başına yetki sahibi olamayacağını ilan etti. Geminin çekirdeği, savaş ağı ve uyum protokolleri birbirine bağlıydı ve Titan yalnızca bu sistemlerin tamamı tarafından kabul edilen bir komuta imzasıyla tam kapasiteye ulaşabiliyordu.

Bu nedenle Titan’ın pilotu siyasi bir kararla atanmadı.

Aday pilotların geminin birleşik güvenlik protokollerini geçmesi ve Titan’ın komuta ağı tarafından kabul edilmesi gerekiyordu.

Titan’ın bütün sistemlerinin aynı anda cevap verdiği ilk pilot, Orniox kayıtlarına İlk Titan Komutanı olarak geçti.

Bu unvan herhangi bir şirkete ait değildi.

İlk Titan Komutanı, yalnızca güçlü bir savaş gemisinin pilotu değil; Titan’ın taşıdığı ortak mirasın ve geçitlerin ötesine yapılacak yolculuğun sorumlusu olarak kabul edildi.